14 Ağustos 1992 tarihinde Faşist Gürcistan yönetimi ansızın girmişti Abhazya topraklarına. İlk günden Gürcü kuvvetleri katliam yapmaya başlamışlardı. Abhazlar şakındı, çaresizdi. Bu kadarını beklemiyorlardı. Ellerinde ne bir silah ne de bir askerleri vardı.
Teslim olmak yok olmak demekti. Direnmek ise var olmak için bir umut. Karar vermeleri zor olmadı. “Ya istiklal, ya ölüm”.
Kafkasya’daki kardeş halklar ve onların diasporaları bu karara tam destek verdiler. Zira onlarda çok iyi biliyorlardı ki Abhazya kaybeder ise hepsi kaybedecek, kazanır ise de hepsi kazanacaktı.
Bu azim ve kararlılık ile başlayan direniş her geçen gün Gürcü işgalinin kırıyor, işgal alanlarını daraltıyordu.
Ağustos 1993’e girildiğinde en az bir şehit vermeyen Abhaz ailesi kalmamıştı. Aynı şekilde yanlarında savaşa katılan kardeş halklardan da bir hayli kayıp vardı. Ancak işgalci Gürcü birlikleri de artık Sohum’a hapsedilmişlerdi. Canla başla direnen Abhaz birlikleri karşısında son çırpınışlarını yaşıyorlardı.
Nihayet o muhteşem zafer. Özgürlük savaşçılarının zaferi ve buruk bir sevinç.
Özgürlük savaşçıları aynı zamanda “bir avuç Abhaz bu savaşı kazanamaz” diyenlere, doğuya, batıya da gerekli dersi vermişlerdi.
16 yıl geçti. Bu süre içerisinde Abhaz halkı nice badireler atlattı. Savaşla alt edemeyenler açlık ile alt etmeye kalktılar. Ama ne yazar onlar özgür olmanın tadını almışlardı ve vazgeçmeye de hiç niyetleri yoktu.
Abhazya’nın bağımsızlığını Rusya Federasyonu, Nikaragua ve Venezüella tanıdı. Zamanı geldikçe diğerleri de tanıyacaklar. Zira bu sabrın, bu kararlılığın, bu özgürlük ateşinin önünde durmanın yolu yok.
YOLUN AÇIK OLSUN ABHAZYA...
kaffed
|
|